22 Ağu 2008


Bir sesti kulaklarındaki; kısık, anlaşılması güç ve etkileyici… Etkileyiciliğinden nasibini almış olan “O” ise, çaresiz, özlem dolu dinledi sesi… Ne yapması gerektiği hakkında en ufak bir fikri olmaksızın bekledi. Ses halen oradaydı. Dinliyordu, anlamaya çalışıyordu… Kime ait olduğunu biliyor ama konuşamıyordu. Oysa konuşmayı en çok istediği kişiydi sesin sahibi… Devam etti beklemeye ama artık tedirgindi, susmasından korkuyordu… Susmadı… Hala anlamsız – belki de anlamlıydı ama “O” bilmiyordu bunu- devam ediyordu mırıldanmalarına… Karanlıktı da… Etrafına bakması hiçbir şekilde çözüm değildi, görünmüyordu hiçbir şey… Gözleri dolmaya başlamıştı. Dayanılmaz bir istek vardı içinde eşlik edebilmek için sese… Ağzını açtı, denedi, ama olmadı… Peki neden böyle konuşuyordu o çok istediği? Yani madem bir şeyler söylemek istiyor, neden bu denli kısık ve anlaşılmazdı söyledikleri? Bir konuşabilse neler söyleyecekti “O”. Onu ne kadar istediğini, yanında olması için her şeyi yapabilecek durumda olduğunu, belki de onu öpmek istediğini… Bir güç engel olurken “O’na”, o çok istediği, kesik kesik konuşmaya başlamıştı artık… Gitmek üzereydi belki de… Ya da o da farkında değildi anlaşılmadığının… “O’nun” kendisini umursamadığını düşünüyor olabilir miydi? Ama hayır, anlıyor olmalıydı… Göremiyor olsa da, sanki her yerdeymişçesine o gözlerin nasıl da dolu dolu, nasıl da arzulu baktığını görüyor olmalıydı o çok istediği… Artık yorgun düşüp uykuya daldı, ve rüyasında hala var o ses; hala anlaşılmaz, hala etkileyici… Uyandığında duymak istediği; yine o ses: o çok istediğinin sesi…

1 YoRuM:

khaoskhronos dedi ki...

sibel alaş'ın adam şarkısını anımsattı bu yazı nedense.."durup da söyleyemediğin adımsa.." der gibi sanki..