16 Eyl 2009

Çöpe Giden Bir Mektup Daha...

16 Eylül 2009
Mürekkebi bitmiş kalemimi gözyaşlarıma batırıp yazıyorum bu mektubu sana…Belki de bu kelimeler, ilk kez yan yana duracaklar sana karşı…

İki yıl öncesiydi değil mi? Yazın sonlarıydı, tıpkı şu an olduğu gibi… Küçük bir fark vardı yalnızca; bulutlar ağlamıyorlardı o günlerde… Bizi yalnız bırakmışlardı, sohbetimizden sıkılmışlardı belki de… Ya da güneşin arkasına gizlenmiş, dinliyorlardı kıkırdayarak…
Yeni tanışmıştık ve müzikten konuşuyorduk, zevklerimizden… Daha önce hiç duymadığım şarkıcılardan bahsediyordun bana ve ben de merak edip istemiştim dinlemeyi…
Her yeni sohbet, yeni keyifler katıyordu arkadaşlığımıza… Evet arkadaştık, iki iyi arkadaş…

Sokaklara, birbirine gülümseyen kardan adamların eşlik ettiği günlerden birini gösteriyordu takvim, bir ilişkiye başladığında… Ve arkadaşlığımıza sırtını döndüğün gün de aynıydı bir başka takvimde…

Üzgündüm… Kırgındım… Kızgındım…

Beynimizin, kalbimize sözü geçiyordu er ya da geç… Unutulmuştun… Ama kalp de söz sahibiydi elbet… Dinlettiğin şarkıların en güzeli çaldığında radyoda, hatırlanmıştın…

Aşk dolu, nefret dolu, mutluluk, hüzün dolu bir yıl sorgusuzca yitip gittiğinde gerçekleşti tekrar karşılaşmamız… Sana olan kırgınlığım olanca ağırlığıyla dibe gittiğinde, arkadaşlığımızın yeni zamanları yüzeye çıkmaya başlamıştı… Biz kıyıya yakın yerlerde keyifle yüzerken, derinlerde ne olduğundan habersizdik… Ta ki dün geceye kadar…

Dün gece…

İçine zeytinlerini yerleştirdiğim hamurları hazırlarken sen, ellerini seyrettim… Gözlerimi yakalamanın tedirginliğiyle, ellerimde hayal ettim onları…

Demlediğin çaya iltifatlar yağdırırken, senin güzelliğinden bahsediyordum aslında dün gece…

Eski sevgilimle yaşadığım aptalca şeyleri anlatırken, keşke onun yerinde sen olsaydın da, yaşananlar bunlar olmasaydı diyordum senin duymadığın bir sesle…

Altyazısı olmadığı için anlayamadığım diziyi sen keyifle izleyip kahkahalar atarken, ben de seni süzüyordum gülümseyerek…

Sen bütün güzelliğinle yanımda uyurken de, günlerin üzerime çöken yorgunluğunu umursamadan seni seyrediyordum ben…

Ve bu akşam…

Bana ayıracağını söylediğin o üç saatlik zamanı, gözlerim telefona sabitlenmiş bir durumda geçirdiğimden habersizdin…

Şimdi ayrılıyorum bu şehirden…

Otobüsün, içine nice gözyaşlarının sindiği, o tozlu camına kafamı dayayıp, önümdeki yolcuya el sallayan yoldaki yüzü seninki olarak hayal edip gülümsediğimi bilmiyorsun değil mi?

Omzuma dayandığını sanarken, kalbimin üzerinde ağladığını da bilmiyorsun sanırım…

Ve galiba, bunların hepsinden habersiz olacak ve kalacaksın arkadaşım… Mektubuma başlarken, yazdıklarımın kuruyup yok olacağını hesaba katmamıştım çünkü…

Kağıdın köşesine çizdiğim o kırık kalbi de göremeyeceksin bu yüzden…

2 YoRuM:

Breakfast On Xibalba dedi ki...

çok güzel yazmışsın :)
bana ilham verdin açtım işte tekrardan blog ;)

bariisss dedi ki...

Ehehh saol...

Hoşşgeldin cnm benim :)